Türk Şehri Kerkük

Bugün size her şeyiyle bizim olan bir şehrin hazin hikâyesini anlatacağım. Bizim şehrimiz; Kerkük.

Kerkük’ün XVI. yüzyıldaki durumunu gösteren bir minyatür (Matrakçı Nasuh, Beyân-ı Menâzil-i Sefer-i Irâkeyn, İÜ Ktp., nr. 9664, vr. 73b)

Kerkük üzerine türküler yakılmış bir Türk şehridir. Zağros dağlarının eteklerinde deniz seviyesinden 310 m. yükseklikte kurulmuş bu şehir Türk tarihinin önemli yerleşim yerlerinden bir tanesidir. Musul’a 140 kilometre, Bağdat’a ise 248 kilometre uzaklıktaki şehrin adı tarih dönemlerinde farklılık göstermiştir. Asur Hükümdarı “Sartnabal’ın şehri” anlamında Kerh suluh (kerh = şehir), milâttan önce II. yüzyılın ortalarında Arrapkha, Seleukoslar döneminde Seleukos, Sâsânîler tarafından Kermakân, Süryani ve Hristiyan kaynaklarında Beyt-i Kermay, el-Kerh olarak anılır. XIV. yüzyılın sonlarına doğru burayı zapt eden Timur döneminde şehir Kerkük şeklinde ilk defa Şerefeddin Ali Yezdî’nin tarihinde zikredilir.

Kerkük çevresi özellikle petrol kaynaklarıyla tanınır. Çevrede petrolden başka tuz, mermer ve zift kömürü kaynakları da bulunmaktadır. Bu nedenle Amerikan işgaline maruz kalan bölgedeki Türk tarihi eserleri de savaşla birlikte yok edilmeye, bölgedeki Türklük simgeleri ortadan kaldırılmaya başlamıştır. Kerkük’te Selçuklu ve Osmanlı mimarisine ait birçok eser bulunmaktadır. Bunların en önemlisi Kerkük Kalesi’dir. 1980’de Saddam zamanında bir kısmı yıkılan ve bölgedeki aileler zorla göç ettirilmişti. Günümüzde ise bu tarihi kale tam bir izbe haline gelmiş durumda.

Kerkük Kalesi

Kerkük Kalesi, bölgedeki Türklük simgelerinin en önemlisidir. Bu kalenin tamamen yok olup ortadan kalkması demek bölgede yaşayan Türkmenlerin de hak iddia edemeyeceği anlamına gelmektedir. Bölgede yüzyılı aşkın süredir devam eden Araplaştırma çalışmaları sonucunda bölgede yaşamakta olan Türkmenler dahi Araplaşmaya başlamış, Türk kültür ve tarihi eserlerine sahip çıkamaz duruma gelmiştir. Tabi bunda bölgede yaşanan savaşların, terör örgütlerinin, halkın ekonomik durumunun da büyük etkisi vardır.

Fakat günümüzde, Kerkük Kalesi ülkemiz için de son derece önemlidir. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın girişimde bulunarak Kerkük Kalesi’nin ihya edilmesi için çalışmalar başlatması önem arz ediyor. Türkiye’nin güneyinde yaşayan halkın sürekli Arap kültürüne maruz kalmış olması nedeniyle yaşadığı Araplaşma son dönem yaşanan göç akımlarında da etkili olmuş, gelenlerin hepsinin Arap gibi lanse edilmesine neden olmuştur. Oysa ülkemizde akrabalığı bulunan bu insanların Türkmen oldukları, bizim akrabamız oldukları ve yüz yılı aşkın süredir Araplaştırmaya maruz kaldıkları için özlerinden uzaklaştıkları bilinmeli, halkımız da bu yönde bilinçlendirilmelidir. Kuzey Suriye ve Kuzey Irak bölgelerinde yoğun Türkmen nüfus bulunmakta ve Türklük simgelerini korumaya çalışmaktadırlar. Hatta bu Türkmenlerin yaşadığı bölgelere Türkmeneli denilmekte, bölgede siyasi bir birlik temin etmek için de girişimleri bulunmaktadır.

Türkiye, bu bölgedeki soydaşlarımıza yardımcı olmak ve Türk kültür eserlerinin kaybolmasını önlemek adına girişimlerde bulunmalı, özellikle Kerkük’teki Selçuklu ve Osmanlı eserleri restore edilmelidir.

Yazar: Engin Dinç

1988 İstanbul doğumlu. Adalet Bakanlığı’nda göreve başladı (2011). Anadolu Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümünü Bitirdi (2016). Uluslararası Sosyal Medya Derneği (USMED) üyesi oldu (2017). Türkiye Diyanet Vakfı (TDV) gönüllüsü oldu (2018). Uluslararası Sosyal Medya Derneği (USMED) AR-GE Başkanı Oldu (2020). Anadolu Üniversitesi Hukuk/Adalet Bölümünü bitirdi (2021). Uluslararası Medya Enformasyon Derneği üyesi oldu (2021). Türk Kızılay gönüllüsü oldu (2021). Araştırmaları ve denemeleri çeşitli dergilerde yayınlandı. İlk kitabını 2015 yılında çıkarttı. İngilizce ve Göktürkçe bilmektedir. Ankara’da ikamet etmekte ve Adalet Bakanlığı’nda kamu hizmetine devam etmektedir. Evli ve bir kız babasıdır.